-Sukuneti anlatmayan mimarlık, bir hatadır-
demiş ve evin bir makine olması iddasına karşı durmuş meksikalı ünlü mimar Luis Barragán. Geleneksel renk kullanımını modern mimari stil ile harmanlamış, geometri ve ışığı etkileyici bir “duygusal mimarlığa” ulaşmak için yorumlamış yapılarında. Pritzker ödülü için aday gösterildiğinde juri Barragan’ın yapıtlarını “şiirsel hayal gücünün görkemli eylemi” olarak tanımlanmış. Renklerle çalışmayı herşeyin üstünde tuttuğunu belirten Barragan için, kendi kelimeleriyle “sihir, huzur, gizem”, bunlar renk ve ışığın yapabileceklerinden sadece bazıları.
 Renk aslında korkutucu bir şey çoğumuz için. Bir renge girdiğinizde onun diğer renkler ve dokular ile olan uyumunu iyi düşünmemiz gerekir. Nasıl bir sonuca varmak istediğimizin farkında olmalıyız. Çünkü iyi kurgulanmadığında daha sonra yapacağımız tüm kararları sınırlayan da bir unsurdur. Bu yüzden belkide en kolayı az renktir.
Son yıllarda oldukça revacta olan minimalist ve iskandinav tasarımına ve bu ekolün öncü okullarına baktığımızda mobilya ve mekan tasarımında renk ile içerik oluşturmak, her tasarım için hedeflenen kulanımlara uygun gelecek kişisel skalayı belirlemek oldukça önemli sayılan bir ders konusu. Yıllarca beyaz, siyah yada ahsap rengi üçlemeleri her ne kadar geçerliliğini koruyacak olsa da artık yetersiz kalıyor.
Minimalizm denilen şey, sadece dikdörtgen prizmalar ve beyaz duvarlardan ibaret değil çünkü. Bunlar elbette çok test edilmiş belli sonuçlara varmış yöntemler. Bu fikrin özünü düşündüğümüzde minimalizm, zihni yorucu detaylara boğmadan öncelikli olarak gözlem ve duyulara dayanan verilerden hareketle basit etkili anlaşılır çözümlere varmaya çalışır. Makuldur. Bazen sıkıcı da olabilir. Çünkü görsel lükslerden bilinçli bir yoksunluğu tercih etmek ile alakalıdır. Lüks tanımını da kendine göre yeniden yorumlayabilir. Bu kararları verebilmek bence cesur bir harekettir.
Bu noktada hem modernist hem de romantik nasıl olunabileceği hakkında Barragán, bize oldukça değerli ve zamansız bir ilham kaynağı bıraktı. Güncel yaklaşımlara baktığımızda, başarılı benzer örnekler de mevcut. Son yıllarda renk hayatımıza daha cesur biçimde giriyor artık. İyiki de giriyor.
Benim en çok hayran olduğum tarafı ise, saf geometrik unsurlar ile renklerin ustaca kullanıldığı bu mekanlara baktıgımızda, dogru boşluk ile dogru renk, geçişler ve bakış açıları, ışığın mekandaki dolanımı ve perspektif unsuru ile kurguya eklenen ton farklılıkları düşünüldüğünde, mekan boş mu doldurmamız gerekli mi sorusu anlamsız kalıyor adeta. Boşluk bizi rahatsız etmiyor, dinlendiriyor. Zaten böyle bir yaklaşım ile yola çıkıldığında, sonradan ekleyecekleyeceklerimizi az ve öz şeçmek gerekiyor elbette.
Bu hem bir nevi “less is more” hem de değil. Bazen gözümüzün yeniden tamamlamak istediği, eklemek istediği şeyler sadece alışkanlıklarımızdan ileri gelebilir. Ve bunu yıkmak için de biraz cesur olmak, deneye-yanılma olmadan da biraz imkansız gibi.

Deniz Üner © 2016

Dekoraman >> Minimaxi : Sihir Huzur Gizem