Arketip; Yunancası Arketypos yani başlangıç modeli. Süreklilik taşıyan ilk imge, kalıp demek oluyor. Ünlü isviçreli psikiyatr ve analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung bunu kolektif bilinçdışı kuramı ile anlatır.

Peki kolektif bilinçdışı kuramı nedir? Kulağa zorlu bir terim gibi gelse de aslında hepimizin sıklıkla deneyimlediği bir şey. Atalarımızdan bize aktarılan tasarıların var olduğu düşüncesine dayanır. Jung’a göre mantık öncesi düşünceden kaynaklanan ilk imge kalıpları kişilerde benzer duygular uyandırır. İmgeler aracılığı ile empati yaparız. Ve bu evrensel bir ihtiyacımızdır. Dünyanın neresinde olursak olalım benzer ihtiyaclarımızı benzer şekillerde gidermemiz bu yüzdendir. Temel ihtiyaçlarımıza dayanan bu unsurlar nesilden nesile aktarılır ve günlük yaşamımızda farkında olmaksızın bazı kararlar veririz.

Atalarımızdan ödünç aldığımız bir içgüdüdür bu, anlam yüklemek. Günlük yaşamımızda sürekli bir şeylere anlamlar yükleriz. Nesneler ve mekanlar yolu ile içinde bulunduğumuz yaşamlarımızı yeniden kurgularız. Bazen bunu bilinçli yaparız, bazen de bilincinde olmadan.

Şekiller ve sembollerin insanda yarattığı çağrışımları mimaride kullanmak dediğimizde ise postmodernden bahsetmek gerekli, yani modern sonrasından. Modern kişisel değildi, fonksiyonel ve yenilikçi olmak istemişti. Kişisel olabilecek anlamlardan uzak, üst üste yüklendikçe ağırlaşmış olanlardan kurtularak yeni bir başlangıç ve özgürlük vadetmişti.

Bu belki de hiç gerçekleşemeyecek bir ütopyadır. Çünkü anılara ve sembollere ihtiyacımız var. Aldo Rossibunu çok güzel ifade etmiş; kendisinin postmodern bir mimar olduğunu reddederken; “Ben postmodern değilim çünkü hiç modern olmadım”.

Aslında modern geçmişe dair referansları silerek yeniyi yaratmaya çalışırken bir taraftan tutucudur da. Ne insan ne de ev bir makinedir. Bize bir anlam ifade etmeyen kolektif bilincimizle empati kuramadığımız durumlar ve mekanlar itici gelir bize. Postmodern tasarım, sanat ya da mimari de modernin eksik kaldığı bu insani tarafı arketipler üzerinden hatırlatarak gidermek ister. Bu yüzden yapıcıdır.

Yıkmak ve yeniden yapmak günlük yaşamımızda da sürekli tekrarladığımız bir eylem. Yaşamımızı, çevremizdeki nesneleri ve içerisinde yaşadığımız mekanları yaratırken de kendimizi sürekli olarak yeniden biçimlendiriyoruz. İçinde yaşadığımız ev, kullandıgımız bir eşya. Bu yüzden hatırlamak ve duyumsamak da, yeniden yapmak kadar önemlidir.

Bu yüzden post rahatlatır. Onu dışlamamalı sevmeliyiz bence.

Deniz Üner.

Mini&Maxi : Postmodern Arketipler

// Fotoğraf : Ricardo Bofill Architectura //